3 Haziran 2012 Pazar

seni her gördüğümde



gençtim, yaşım 16 idi. aşık olmuştum. o 15 idi. görünce, olduğum yerde su olup erirdim.

yaş oldu 40. gene aşık oldum. hem de öyle böyle değil.

26 Mayıs 2012 Cumartesi

i'm in the mood



bu ecnebilerin de güzel türküleri var he mi!

evlerinin önü boyalı direk





"muhsin bey" ne güzel film idi.

* kerkük türküsüdür.

evlerinin önü handır



"haydi de allı güzel, dudağı ballı güzel, gerdanı benli güzel..."

18 Mayıs 2012 Cuma

talip



* ben aslında, öldüm.

28 Nisan 2012 Cumartesi

çay başına bostan ektim

. güzellik diye, buna denir.

29 Mart 2012 Perşembe

saydım



kabiliyetsizlikleri allah'tan babalarına çekmemiş bir adet mahdum ve bir adet kerime ilen, tencereden bozma darbuka ve el yapımı (mahdum eseri) içi pirinç dolu marakas eşliğinde "müzik yapar iken" feci fırça yedik kaşık düşmanından. biz, yaptığımızın müzik olduğunu ısrarla savunduk, kerimenin çığlık atıyor gibi gözükmesini ise kendisinin (kaşık düşmanının) müzikten anlamıyor olması savunmasıyla açıkladık. "hepinizi satarım bak!" tehdidiyle mahdumla wii oynamanın daha hayırlı olacağına karar verdik.

düşününce huzursuzlandım, ecnebiler gibi evdeki eski eşyaları satmaya kalksa, boynuma bir tabela asar, üstüne "huysuz koca" yazar, altına "bedava" diye ekler, ve satar. (gibi geldi)

hasret

19 Mart 2012 Pazartesi

take five or caz yapma


türkçe'de "caz yapma" diye bir deyim var, caza özel bir ilgim olduğunu da söyleyemem, lakin saksafon, bir enstrüman olarak hoşuma gider eskiden beri. akordeonu yaladık yuttuk da, bağlama ellerimizden öptü de, bir bu kaldıydı. dayanılmaz bir maymun iştahlılık için için kabarıyor. hayırlısı olsun.

7 Mart 2012 Çarşamba

polkka



tıfıl bir mühendis iken sıkıcı ve uzun bir eğitim almak üzere gittiğim belçika vilayetinin (konyanın yarısı kadar falan) antwerp şehrinin limanındaki "mosselen" restoranında her gece çaldıkları şarkı olarak hatıratımda yer etmiş ecnebi türküsü.

eğitimden daha sıkıcı olan, belçika'nın kendisiydi. başından ucuna 3 saatte gittiğiniz, her yeri neredeyse dümdüz olan, havası kasvetli, yapay bir ülke. bizden sorumlu belçikalı, "burası belçikanın en yüksek noktası" diye bir televizyon kulesini işaret ettiğinde, bizimle dalga geçiyor sandıydık.

eğitim aldığımız yer "stabroek" diye bir kasabada. belçika'da iki grup insan var; biri flaman'lar, diğeri valon'lar. biri fransızca konuşuyor, diğeri almanca. avrupanın geri kalanı belçikalıları "düşük" bulur ve "aptal köylü" muamelesi yapar, belçika'da valonlar flamanları "düşük" bulur ve "aptal köylü" muamelesi yapar. flamanlar flaman bölgesi içindeki "stabroek" lileri kendilerinden saymazlar ve "aptal köyü" muamalesi yapar. "stabroek", böyle bir yer.

biz stabroek'te fazla takılmadık, zaten istesek de takılabileceğimiz bir yeri yoktu, onun yerine antwerp'e takıldık. antwerp'te iki grup insan var; biri afyon emirdağ'lılar, diğeri yahudiler. has antwerp'li sayısı, bu ikisinin toplamından daha az. yahudilerin bulunma sebebi, antwerp'in dünyanın "elmas merkezi" olması. afyon emirdağ'lılar ise, sanki topluca buraya göç etmiş gibi. haftada iki kere afyon emirdağ'a otobüs kalkıyor. türkiye'yi bilmeyen bir antwerp'lü, muhtemelen afyon emirdağ'ı türkiye'nin en büyük şehri zannediyordur.

afyon emirdağ'lılarla çok keyifli muhabbetlerimiz oldu ama aklımda şöyle bir şey kalmış; "yahu madem emirdağ'ı bu kadar çok seviyordunuz niye kalkıp geldiniz, niye dönmüyorsunuz" dediğimde, soruyu sorduğum afyon emirdağ'lı, "abi sen hiç emirdağı gördün mü?" dedi bana.

bir diğer aklımda kalan, "mosselen" restoranına takılma sebebimiz olan nefis "mosselen in the pot". "tencerede midye" diye çevireyim. bir tencerenin içinde, kabuklarından neredeyse kopmak üzere olan büyükcene midyeler, limonlu sarımsaklı bir marinasyon sıvısı eşliğinde çiğ olarak servis ediliyor. bildiğiniz kaşıkla midyelere saldırıyorsunuz. en sonunda, tencerenin dibinde kalan marinasyonu da tencereyi kafaya dikmek suretiyle içiyorsunuz.

kendi kendimin canını çektirdim. istanbul'da o büyüklükte midyeler bulunmaz, bari bulursam kum midyeli makarna falan yapayım haftasonu.

28 Şubat 2012 Salı

kaç kuzulu ceylan



* fazla yorum göz çıkarmaz. bu ismail altunsaray değişik bir adam, ilk dinlediğim zamanlarda "çok abartıyor" dediydim içimden, dinledikçe / izledikçe "normal" bulmaya başladım. "düzgün" bir adam. düzgün ne demek diye sormayın!