yok böyle bir şey!
30 Haziran 2010 Çarşamba
28 Haziran 2010 Pazartesi
27 Haziran 2010 Pazar
topal
kaşık düşmanını dalışa gönderdik, baba-oğul bekar kontenjanından takılıyoruz iki gündür. aslında beraber gidecektik, baktım hatun çalıştığı şirketin yarıyılını kazasız belasız atlatabilmek için telef olacaktı çalışmaktan, biraz kafasını dinlesin falan deyu son dakikada "biz gelmiyoruz" deyip kışkışladık. iyi ettik.
olağan "iyiyim, sağ salim geldim, merak etmeyin" görüşmesini yaparken oğlanı istedi, "anne telefonda, konuşacak mısın?" dedim, "haaaayır" dedi, annesi de bu hayırı duyup "eşşe'oğlueşşek" şeklinde sevgisini ifade etti. "hangimiz eşşek oluyor, sen mi ben mi", "arama bizi, keyfini çıkar, kafayı boşalt" falan deyip kapadık. normal şartlarda annecidir aslında -en azından şimdilik- , ben ikinci planda kalıyorum. tabii iki gündür gezip tozup, çukulataları, dondurmaları yiyip, izlemek istediği çizgi filmleri kendisine sorun çıkarmadan açan bir babayı bulunca anneyi sattı iki dakikada. böyle zamanlarda basit bir anlaşma yapıyorum kendisiyle; "sen beni üzme, ben de seni üzmeyeyim". "tamam" diyor, ve buna da uyuyor genelde.
kulak dolgunluğu olsun, hem belki sever, ilgilenir diye güzel müzikler dinletmeye çalışıyorum, oturduk bütün cdleri düzenledik, bir kısmını dinledik. bir kısmında oynadık falan. yetenek fakiri babasına pek benzemeyecek gibi bir izlenim edinir gibi oluyorum.
bekarlıktan yeme içme düzenimiz azıcık aksar gibi oldu, onu da pizzayla başarıyla savuşturduk. gelen dört peynirli pizzayı o kadar çok sevdi ki, "böyle bir şey vardı da sen niye daha önce yedirmedin bana" gibilerinden fırçaladı beni, eşşeğin sıpası.
*oynamayanı dövüyoruz.
olağan "iyiyim, sağ salim geldim, merak etmeyin" görüşmesini yaparken oğlanı istedi, "anne telefonda, konuşacak mısın?" dedim, "haaaayır" dedi, annesi de bu hayırı duyup "eşşe'oğlueşşek" şeklinde sevgisini ifade etti. "hangimiz eşşek oluyor, sen mi ben mi", "arama bizi, keyfini çıkar, kafayı boşalt" falan deyip kapadık. normal şartlarda annecidir aslında -en azından şimdilik- , ben ikinci planda kalıyorum. tabii iki gündür gezip tozup, çukulataları, dondurmaları yiyip, izlemek istediği çizgi filmleri kendisine sorun çıkarmadan açan bir babayı bulunca anneyi sattı iki dakikada. böyle zamanlarda basit bir anlaşma yapıyorum kendisiyle; "sen beni üzme, ben de seni üzmeyeyim". "tamam" diyor, ve buna da uyuyor genelde.
kulak dolgunluğu olsun, hem belki sever, ilgilenir diye güzel müzikler dinletmeye çalışıyorum, oturduk bütün cdleri düzenledik, bir kısmını dinledik. bir kısmında oynadık falan. yetenek fakiri babasına pek benzemeyecek gibi bir izlenim edinir gibi oluyorum.
bekarlıktan yeme içme düzenimiz azıcık aksar gibi oldu, onu da pizzayla başarıyla savuşturduk. gelen dört peynirli pizzayı o kadar çok sevdi ki, "böyle bir şey vardı da sen niye daha önce yedirmedin bana" gibilerinden fırçaladı beni, eşşeğin sıpası.
*oynamayanı dövüyoruz.
26 Haziran 2010 Cumartesi
25 Haziran 2010 Cuma
23 Haziran 2010 Çarşamba
16 Haziran 2010 Çarşamba
ninni
oğlum koala gibi üstüme uzanmış yatıyorken "müzik dinleyelim mi biraz" dedim, "olur" dedi. dinlerken üzerimde uyuya kaldı. kulaklarını sevdim ben de.
15 Haziran 2010 Salı
14 Haziran 2010 Pazartesi
sendeki kaşlar
bu suzan kardeş yetenekli bir kadın. balkan şarkılarından oluşan bir albümü var, adını unuttum şimdi. profesyonel müzisyen değil, ama yetenekli. mükremin çıtır'ın şovunda (adı neydi programın onu da unuttum, yaşlanıyorum zahir) pencereden konuşan bir laz kadın vardı. o suzan kardeş işte.
9 Haziran 2010 Çarşamba
şekeroğlan
tamam arif sağ'ı vokal olarak pek beğenmem, hatta huyunu suyunu da pek tutmam da, böyle de çalınır mı kardeşim! yuh.
8 Haziran 2010 Salı
7 Haziran 2010 Pazartesi
6 Haziran 2010 Pazar
5 Haziran 2010 Cumartesi
4 Haziran 2010 Cuma
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)