24 Kasım 2010 Çarşamba
dolama dolamayı
ben bu hanımefendiyi ilk bu beyefendinin bloglarından birinde koyduğu müzikle tanıdım. kendisine bayıldım desem yeridir. sonra konserine gitmeye niyetlendim, olmadı. kaşık düşmanı ben yokken gitmiş, yetmemiş iki de cd'sini almış kalan müzikten. ayrı ayrı habersiz sevmişiz kendisini. bensiz gittiği için bozuk attım, albümleri aldığı için de sevindim. daha önce de güzel bir yorumunu koymuştum.
bir de çok uykum var fakat uyuyamıyorum yav!
12 Kasım 2010 Cuma
kütahya'nın pınarları
ne zamandır bir şey koyamadım. gün içindeki yoğunluk, üstüne yorgunluk ve dahi geçici olarak kaldığım misafirhanenin dandik interneti falan fistan işte. bahane çok istedikten sonra. misafirhanede akşamları hane sakinlerinin (hane sakinleri bir ben bir de genel müdür oluyor) istekleri olur belki diye duran gençten bir çocuk var. ali. kırşehirli. feci bozlak söylüyor. çay alayım diye ayağımda şıppıdı terliğin alengirlisiyle restorana doğru yürürken, baktım kendi kendine mırıldanıyor. durdum. bitirince, "sesli söylesene sen bakiyim şunu" dedim. biraz kızardı bozardı, ama söyledi. tavrı da harika, hançeresi de. ulan ne cevherler var memlekette, bilen gören yok.
iki hafta oldu geleli. misafirhane ve fabrikalar dışında bir halt görebilmiş değilim henüz. bir allah'ın kulu da çıkıp, "yahu dandik işler müdürü kardeşim, gel seni bir gezdirelim şehirde, yedirelim içirelim" demedi. öğlen ne çıkıyorsa akşam da onu yiyorum kaç gündür. başka çeşit yemek olmuyor aynı gün. son iki gündür tavuk yiyoruz ma'fabrika. tavut but, tavuk göğüs. yani toplamda son dört öğündür tavuk yedim. yarın da kahvaltıda tavuk çorbası çıkarsa, "kanatlılara özgürlük" diye bağırıp aşçının ensesinden tüy kopartmayı düşünüyorum. biz de allah'ın kuluyuz kardeşim! insan acır yav!
bozlak dedim ama bozlak şe'yedemeyeceğim. bozkırın ortasından bir kütahya türküsü koyayım. icracı, hisarlı ahmet'in oğlu mustafa hisarlı.
iki hafta oldu geleli. misafirhane ve fabrikalar dışında bir halt görebilmiş değilim henüz. bir allah'ın kulu da çıkıp, "yahu dandik işler müdürü kardeşim, gel seni bir gezdirelim şehirde, yedirelim içirelim" demedi. öğlen ne çıkıyorsa akşam da onu yiyorum kaç gündür. başka çeşit yemek olmuyor aynı gün. son iki gündür tavuk yiyoruz ma'fabrika. tavut but, tavuk göğüs. yani toplamda son dört öğündür tavuk yedim. yarın da kahvaltıda tavuk çorbası çıkarsa, "kanatlılara özgürlük" diye bağırıp aşçının ensesinden tüy kopartmayı düşünüyorum. biz de allah'ın kuluyuz kardeşim! insan acır yav!
bozlak dedim ama bozlak şe'yedemeyeceğim. bozkırın ortasından bir kütahya türküsü koyayım. icracı, hisarlı ahmet'in oğlu mustafa hisarlı.
31 Ekim 2010 Pazar
havada turna sesi gelir
sesim iyi diyemem. kötü de diyemem. ama bunu söylemeyi sevdiğimi diyebilirim.
yıldız akşamdan doğarsın (damar versiyon)
orhan baba'dan türkü şeyttiniz mi hiç? o zaman şeytmeye buyrun. sesinin tonundan çok eski bir kayıt olmadığını anlıyorum ama "eski" deniyor. açık radyo'da dilden dile titreşimler diye güzel bir program var pazar günleri iki-üç arası. sunucusu emre dağtaşoğlu'ndan rica ederek kaydını bulabildim. teşekkürü bir de buradan borç bilirim. nida ateş'ten tekrar dinlemek isterseniz buradan.
29 Ekim 2010 Cuma
yer yok ve havadan sudan
burayı ihmal etmek çok istemiyorum. sevdiği oyuncağı gösterip sevinen bir çocuk gibi oluyorum çünkü. sevdiğimi seveni görünce de kendi çapımda mutlu oluyorum bazen.
müzik dosyalarını koyacak yer bulamıyorum bu aralar. fileden.com, ki koyduğum türkülerin çoğu burada, sapıttı bu aralar. müzik yükleyemiyorum. fazla zahmet gerektirmeyen, sürekliliği olan ve güvenilir bir yer arıyorum. aslında arayamıyorum zira vaktim fazla yok bu aralar. mevcut çalışma düzenim beklen(me)dik ve reddedilmesi zor bir girdiyle uzun bir süreliğine değişti gibi gözüküyor. uzun bir süre kafamı işten kaldıramayacak, saatlerim bir seri fabrika içinde oradan oraya seyirtmek, toplantıdan toplantıya sahadan sahaya koşmakla geçecek büyük ihtimal. şikayet ediyor gibi görünüyorum. evet ediyorum, ama etmiyorum da. seviyorum ben bu tantanayı. rahat batıyor sanıyorum bana. neyi ispat etmeye çalıştığımı tam bilmiyorum ama, "bozuk" olduğu iddia edilen bir şeyleri girip dağıtıp "bozuk olmayan" hale getirmeye çalışmaktan keyif alıyorum galiba. bunun en kötü yanı balabandan bir süre uzak kalmak, daha az görebilmek olacak. kaşık düşmanı zaten alışkın benim bu hallerime.
iki avuç ziyaret edenim var, bildikleri güzel bir servis varsa müzik dosyalarımı yükleyebileceğim, lütfen yardımcı olsunlar. ne diyor gavur? please help. danke şön!
müzik dosyalarını koyacak yer bulamıyorum bu aralar. fileden.com, ki koyduğum türkülerin çoğu burada, sapıttı bu aralar. müzik yükleyemiyorum. fazla zahmet gerektirmeyen, sürekliliği olan ve güvenilir bir yer arıyorum. aslında arayamıyorum zira vaktim fazla yok bu aralar. mevcut çalışma düzenim beklen(me)dik ve reddedilmesi zor bir girdiyle uzun bir süreliğine değişti gibi gözüküyor. uzun bir süre kafamı işten kaldıramayacak, saatlerim bir seri fabrika içinde oradan oraya seyirtmek, toplantıdan toplantıya sahadan sahaya koşmakla geçecek büyük ihtimal. şikayet ediyor gibi görünüyorum. evet ediyorum, ama etmiyorum da. seviyorum ben bu tantanayı. rahat batıyor sanıyorum bana. neyi ispat etmeye çalıştığımı tam bilmiyorum ama, "bozuk" olduğu iddia edilen bir şeyleri girip dağıtıp "bozuk olmayan" hale getirmeye çalışmaktan keyif alıyorum galiba. bunun en kötü yanı balabandan bir süre uzak kalmak, daha az görebilmek olacak. kaşık düşmanı zaten alışkın benim bu hallerime.
iki avuç ziyaret edenim var, bildikleri güzel bir servis varsa müzik dosyalarımı yükleyebileceğim, lütfen yardımcı olsunlar. ne diyor gavur? please help. danke şön!
15 Ekim 2010 Cuma
serenler & karabaş koyunu mix
ben böyle bir türkü bilmiyorum. giriş serenler'in ezgisi, sözlerde ve geri kalanında karabaş koyunu'nun izleri var. serenler desem, devamı böyle değil (ağırdır), karabaş koyunu desem, ezgi tamam sözlerden de alıntı var fakat o da değil. yani, hakikaten bilmiyorum. o yüzden mix dedim. fakat fena değil.
13 Ekim 2010 Çarşamba
12 Ekim 2010 Salı
çubuk uzun
gel de bir eli diğerinin üzerine koyup işaret parmağı orta parmağa sürttürmek suretiynen şıklatma.
10 Ekim 2010 Pazar
26 Eylül 2010 Pazar
anadolunun kayıp şarkıları
şimdi yazmaya kalksam, epey birşey yazarım ben buna. hem de öyle çok yazarım ki, o kadar olur. ermeni ezgisi sarstı, kabak kemane öldürdü, karadenizli haminneler güldürdü.
kurgu/düzenleme olarak daha iyi olabilirdi bazı yerleri, ama gene de seveni için güzel bir çalışma olmuş.
kurgu/düzenleme olarak daha iyi olabilirdi bazı yerleri, ama gene de seveni için güzel bir çalışma olmuş.
etiketler
akdeniz,
doğu anadolu,
ege,
güneydoğu anadolu,
iç anadolu,
karadeniz,
marmara
23 Eylül 2010 Perşembe
niksarın fidanları revisited
hacidakis? niksarın fidanları? hopaşinaşinanay? çiftetelli turkiko? greek song? evrensellik dedikleri bu mu oluyor acep?
22 Eylül 2010 Çarşamba
20 Eylül 2010 Pazartesi
demedim mi
cem karaca'dan daha önce koymuştum, bir de böyle dinleyelim. bu arkadaşa arasıra rastlıyorum, ilginç duruyor diğerlerinin arasında. fena değil bence.
18 Eylül 2010 Cumartesi
16 Eylül 2010 Perşembe
bazsarózsa & dağlarda kar sesi var
biri macar türküsü diğeri karadeniz türküsü. ikisinin de ezgileri aynı. bir de çift jandarma var. gerçi çift jandarma ile dağlarda kar sesi var (bu sesi mi yoksa sisi mi olacak acaba, sesi diye söylüyorlar ama bana sisi gibi geliyor, neyse) aynı yöreye ait olduklarından aynı ezgiye farklı sözler yakılması normal. fakat diğeri ne kardeşim? macaristan nire, artvin nire.
* bazsarózsa ne demekmiş diye baktım; şakayık demekmiş.
* güzel adamların erken ölmesi ne kötü
* macar albümü indirmek isteyenler buradan
* bazsarózsa ne demekmiş diye baktım; şakayık demekmiş.
* güzel adamların erken ölmesi ne kötü
* macar albümü indirmek isteyenler buradan
14 Eylül 2010 Salı
şah-ı merdan
türkü dediğin otantik olur takıntım çok yok. çok güzel bulduğum düzenlemeler oluyor bazen, iyi de oluyor. eleştiri fazla yapmamaya çalışıyorum, yeni nesil tek bir adamı elinde sazla görünce "kesin çok sıkıcıdır" düşüncesiyle herhal, dinlemeye yanaşmıyor. yüzeyden bakıyor. neyse, eleştiri yok. dileyen dilediğini dinlesin.
aynı deyiş bir feyzullah çınar'dan bir de kardeş türkülerden. kardeş türküler'i hiç de kötü bulmuyorum ama bu da gitmemiş be kardeşim! olmuş güzelim deyiş sana pop parçası. feryal! sana diyorum!
* şah-ı merdan, alevi kültüründe ali'ye verilen lakaplardan biri.
aynı deyiş bir feyzullah çınar'dan bir de kardeş türkülerden. kardeş türküler'i hiç de kötü bulmuyorum ama bu da gitmemiş be kardeşim! olmuş güzelim deyiş sana pop parçası. feryal! sana diyorum!
* şah-ı merdan, alevi kültüründe ali'ye verilen lakaplardan biri.
8 Eylül 2010 Çarşamba
7 Eylül 2010 Salı
3 Eylül 2010 Cuma
2 Eylül 2010 Perşembe
31 Ağustos 2010 Salı
26 Ağustos 2010 Perşembe
25 Ağustos 2010 Çarşamba
kaşık düşmanı
normalde unutmamam gereken günleri ısrarla unutuyorum. daha doğrusu, gününde hatırlayamıyorum. ya bir iki gün sonra hatırlıyorum, ya da bir iki gün önce. ama o gün, yani asıl unutmamam gereken gün geldiğinde, aklımdan çıkıp gidiyor. güya elli yere hatırlatıcı koyuyorum. outlook'a yazmışım. şu gün gelmeden bir gün önce bana hatırlat demişim. o da benden akıllı, hatırlatıyor bir gün önce. "tamam" diyorum outlook'a. fakat ertesi günü unutmamam gerektiğini unutuyorum. özetle; özürlüyüm.
kaşık düşmanı bugün yoldan telefon ediyor; "kaç yıl oldu hatırlıyor musun? unuttun gene." "ne kaç yılı..hass... " afedersiniz. burada küfürlü konuşmadığımı da unuttum. biz beraber olmaya başlayalı 10 küsür yıl olmuş. kaç 10, 15 olmuş galiba. galiba kısmı şöyle; evlenmeden önce de uzun süre tanıştığımız için, ne ara sevgili olup birlikte olma moduna geçtiğimizi hatırlayamıyoruz. neyse. son dakika planlarıyla zevahiri kurtardım kendi çapımda. kendi çapımda kısmı da şöyle; özel günlerde hediye almaktan ve vermekten hoşlanmıyorum normalde, fakat kaşık düşmanı önem veriyor. ben de son dakika bir çiçek, bir yemek ve şarapla durumu kurtarıyorum. yiyor mu bilmiyorum. her yıl aynısını yapyorum çünkü. yemiş gibi görünmeyi dert etmiyor gibime geliyor. 10 küsur senedir her sene istikrarlı bir biçimde böyle birkaç hatırlanması gereken günü unuttuğumdan, "bu da bu model" deyip kabullendi sanıyorum. yemekte "15yıl çok olmuş" dedi. "eeee" dedim. "ama çabuk geçti" dedi. iyi birşey dediğini varsayıyorum. eve gelince, alttaki parçanın olduğu cd'yi koydu, kendisine ve bana bir kadeh rakı doldurdu. ayakları sehpaya uzatıp "bu rakıyı bulandan allah razı olsun" dedi. kırk yılda bir içer aslında. "zındık" dedim. ne diyeyim?
kaşık düşmanı bugün yoldan telefon ediyor; "kaç yıl oldu hatırlıyor musun? unuttun gene." "ne kaç yılı..hass... " afedersiniz. burada küfürlü konuşmadığımı da unuttum. biz beraber olmaya başlayalı 10 küsür yıl olmuş. kaç 10, 15 olmuş galiba. galiba kısmı şöyle; evlenmeden önce de uzun süre tanıştığımız için, ne ara sevgili olup birlikte olma moduna geçtiğimizi hatırlayamıyoruz. neyse. son dakika planlarıyla zevahiri kurtardım kendi çapımda. kendi çapımda kısmı da şöyle; özel günlerde hediye almaktan ve vermekten hoşlanmıyorum normalde, fakat kaşık düşmanı önem veriyor. ben de son dakika bir çiçek, bir yemek ve şarapla durumu kurtarıyorum. yiyor mu bilmiyorum. her yıl aynısını yapyorum çünkü. yemiş gibi görünmeyi dert etmiyor gibime geliyor. 10 küsur senedir her sene istikrarlı bir biçimde böyle birkaç hatırlanması gereken günü unuttuğumdan, "bu da bu model" deyip kabullendi sanıyorum. yemekte "15yıl çok olmuş" dedi. "eeee" dedim. "ama çabuk geçti" dedi. iyi birşey dediğini varsayıyorum. eve gelince, alttaki parçanın olduğu cd'yi koydu, kendisine ve bana bir kadeh rakı doldurdu. ayakları sehpaya uzatıp "bu rakıyı bulandan allah razı olsun" dedi. kırk yılda bir içer aslında. "zındık" dedim. ne diyeyim?
19 Ağustos 2010 Perşembe
12 Ağustos 2010 Perşembe
31 Temmuz 2010 Cumartesi
deli derviş
deli derviş bir ayak. kerem ayağı gibi. belli bir ezgi dizisinin ardında dönen, eğer kaparsanız da doğaçlamaya yatkın bir ayak. deli derviş denen bir adam vardıysa, neden deli dendiğini ben anlayabiliyorum galiba.
21 Temmuz 2010 Çarşamba
avşar elleri
döndük gene egeye. kürkçü dükkanım oluyor benim. bu türkü tavırlı bir türkü. çalmak için kırk fırın ekmek yemek gerek -kendim için diyorum-.
bir akçağaçtan bağlamam vardı, ses tonu aynıydı buradaki tınıyla. çalan okan murat öztürk, yorumcu tolga çandar. daha önce de koymuştum hale gürden, yorumlar, tavırlar aynı değil diye bir kez daha koymak istedi canım.
bir akçağaçtan bağlamam vardı, ses tonu aynıydı buradaki tınıyla. çalan okan murat öztürk, yorumcu tolga çandar. daha önce de koymuştum hale gürden, yorumlar, tavırlar aynı değil diye bir kez daha koymak istedi canım.
20 Temmuz 2010 Salı
15 Temmuz 2010 Perşembe
karadır bu bahtım kara
türkü neşet ertaş'a ait. cem karaca'nın yorumunu da severim. ikisini de koyayım, siz hangisini dilerseniz onu dinleyin. bana sorarsanız da, ikisini de dinleyin.
8 Temmuz 2010 Perşembe
7 Temmuz 2010 Çarşamba
yıldız
severim bu türküyü. bağlama çalmaya çalıştığım dönemlerde çalmaya çabalayıp da çalamadığım -aslında hem çalıp hem söyleyemediğim desem daha doğru- türkülerden biriydi. cümle garip oldu. lakin açıklamam var; bakalım öğrettiklerimi öğrendin mi diye sınav ediyor beni hoca, hoca dediğim de benden epey küçük, fakat harika çalan bir zıpır delikanlı. bunu çalmamı ve de söylememi istedi. beceremeyecektim, haliyle tavır koydum; ya çalayım ya söyleyeyim, ikisini birden isteme benden!
şimdi şöyle, bazı enstrümanları yeni öğreniyorkene hem çalmak, çalarken de söylemek zor. hangisine konsantre olacaksınız, doğru çalmaya mı doğru söylemeye mi? belli bir alışkanlık pratik edinene kadar ikisi birden aynı anda olmuyor.
bu dediğimin doğruluğuyla yetenek fakiri olmam arasında bir bağlantı muhtemelen yoktur. gençken süper bir müzisyen olma kabiliyetimin olduğundan neredeyse emindim, de, beklentiyle kapasiteyi doğru eşleştirememişim. yapacak bir şey yok, napalım.
5 Temmuz 2010 Pazartesi
yedi derya sohbetini
bu iki delikanlı iyi müzik yapıyor. sakinler, gösterişleri yok. ve iyiler. sözler virani'ye ait.
daha önce koyduğum yorumları dinlemek isterseniz buradan
4 Temmuz 2010 Pazar
şemşiyemin ucu kare
Brenna MacCrimmon - Şemsiyemin Ucu Kare | Facebook Video
* daha önce de amatör bir yorumunu koymuştum bu türkünün
1 Temmuz 2010 Perşembe
30 Haziran 2010 Çarşamba
28 Haziran 2010 Pazartesi
27 Haziran 2010 Pazar
topal
kaşık düşmanını dalışa gönderdik, baba-oğul bekar kontenjanından takılıyoruz iki gündür. aslında beraber gidecektik, baktım hatun çalıştığı şirketin yarıyılını kazasız belasız atlatabilmek için telef olacaktı çalışmaktan, biraz kafasını dinlesin falan deyu son dakikada "biz gelmiyoruz" deyip kışkışladık. iyi ettik.
olağan "iyiyim, sağ salim geldim, merak etmeyin" görüşmesini yaparken oğlanı istedi, "anne telefonda, konuşacak mısın?" dedim, "haaaayır" dedi, annesi de bu hayırı duyup "eşşe'oğlueşşek" şeklinde sevgisini ifade etti. "hangimiz eşşek oluyor, sen mi ben mi", "arama bizi, keyfini çıkar, kafayı boşalt" falan deyip kapadık. normal şartlarda annecidir aslında -en azından şimdilik- , ben ikinci planda kalıyorum. tabii iki gündür gezip tozup, çukulataları, dondurmaları yiyip, izlemek istediği çizgi filmleri kendisine sorun çıkarmadan açan bir babayı bulunca anneyi sattı iki dakikada. böyle zamanlarda basit bir anlaşma yapıyorum kendisiyle; "sen beni üzme, ben de seni üzmeyeyim". "tamam" diyor, ve buna da uyuyor genelde.
kulak dolgunluğu olsun, hem belki sever, ilgilenir diye güzel müzikler dinletmeye çalışıyorum, oturduk bütün cdleri düzenledik, bir kısmını dinledik. bir kısmında oynadık falan. yetenek fakiri babasına pek benzemeyecek gibi bir izlenim edinir gibi oluyorum.
bekarlıktan yeme içme düzenimiz azıcık aksar gibi oldu, onu da pizzayla başarıyla savuşturduk. gelen dört peynirli pizzayı o kadar çok sevdi ki, "böyle bir şey vardı da sen niye daha önce yedirmedin bana" gibilerinden fırçaladı beni, eşşeğin sıpası.
*oynamayanı dövüyoruz.
olağan "iyiyim, sağ salim geldim, merak etmeyin" görüşmesini yaparken oğlanı istedi, "anne telefonda, konuşacak mısın?" dedim, "haaaayır" dedi, annesi de bu hayırı duyup "eşşe'oğlueşşek" şeklinde sevgisini ifade etti. "hangimiz eşşek oluyor, sen mi ben mi", "arama bizi, keyfini çıkar, kafayı boşalt" falan deyip kapadık. normal şartlarda annecidir aslında -en azından şimdilik- , ben ikinci planda kalıyorum. tabii iki gündür gezip tozup, çukulataları, dondurmaları yiyip, izlemek istediği çizgi filmleri kendisine sorun çıkarmadan açan bir babayı bulunca anneyi sattı iki dakikada. böyle zamanlarda basit bir anlaşma yapıyorum kendisiyle; "sen beni üzme, ben de seni üzmeyeyim". "tamam" diyor, ve buna da uyuyor genelde.
kulak dolgunluğu olsun, hem belki sever, ilgilenir diye güzel müzikler dinletmeye çalışıyorum, oturduk bütün cdleri düzenledik, bir kısmını dinledik. bir kısmında oynadık falan. yetenek fakiri babasına pek benzemeyecek gibi bir izlenim edinir gibi oluyorum.
bekarlıktan yeme içme düzenimiz azıcık aksar gibi oldu, onu da pizzayla başarıyla savuşturduk. gelen dört peynirli pizzayı o kadar çok sevdi ki, "böyle bir şey vardı da sen niye daha önce yedirmedin bana" gibilerinden fırçaladı beni, eşşeğin sıpası.
*oynamayanı dövüyoruz.
26 Haziran 2010 Cumartesi
25 Haziran 2010 Cuma
23 Haziran 2010 Çarşamba
16 Haziran 2010 Çarşamba
ninni
oğlum koala gibi üstüme uzanmış yatıyorken "müzik dinleyelim mi biraz" dedim, "olur" dedi. dinlerken üzerimde uyuya kaldı. kulaklarını sevdim ben de.
15 Haziran 2010 Salı
14 Haziran 2010 Pazartesi
sendeki kaşlar
bu suzan kardeş yetenekli bir kadın. balkan şarkılarından oluşan bir albümü var, adını unuttum şimdi. profesyonel müzisyen değil, ama yetenekli. mükremin çıtır'ın şovunda (adı neydi programın onu da unuttum, yaşlanıyorum zahir) pencereden konuşan bir laz kadın vardı. o suzan kardeş işte.
9 Haziran 2010 Çarşamba
şekeroğlan
tamam arif sağ'ı vokal olarak pek beğenmem, hatta huyunu suyunu da pek tutmam da, böyle de çalınır mı kardeşim! yuh.
8 Haziran 2010 Salı
7 Haziran 2010 Pazartesi
6 Haziran 2010 Pazar
5 Haziran 2010 Cumartesi
4 Haziran 2010 Cuma
31 Mayıs 2010 Pazartesi
30 Mayıs 2010 Pazar
ne feryad edersin divane bülbül
"nesin methedeyim bir kaşı kare
şu sineme açtı onulmaz yare
dünya tabip gelse derdime ne çare
derdimin dermanı, lokman'a kalsın"
şu sineme açtı onulmaz yare
dünya tabip gelse derdime ne çare
derdimin dermanı, lokman'a kalsın"
27 Mayıs 2010 Perşembe
konma bülbül konma
24 Mayıs 2010 Pazartesi
ne sevdiğin belli ne sevmediğin
muhlis akarsu sivas'taki madımak katliamında öldü. ne yüzkarası bir olay ki, onlarca kıymetli cana mal oldu. o günü, içim kan ağlayarak hatırlıyorum her seferinde.
her sivaslı gibi, okuduğu deyişleri var bir sürü. kaynak kişisinin kendisi olduğu güzel bir türküyü kendi sesinden koyayım.
her sivaslı gibi, okuduğu deyişleri var bir sürü. kaynak kişisinin kendisi olduğu güzel bir türküyü kendi sesinden koyayım.
23 Mayıs 2010 Pazar
hayri dev
hayri dev -vücudunun ve sesinin titrekliğine bakmayın- hakikaten dev gibi bir adam. neşeli, keyifli, esprili. bakarsan bir köy çalgıcısı, bana sorarsanız da büyük müzisyen. denizli çameli'li. hemşeri sayılırım yani. incecik bir ağaç dalından düdük yapıp öyle bir ses çıkartıyor ki, hayretleriniz şaşa kalır. sırf bu adamı görürüm, tanışırım belki diye tatile ege kıyılarına giderken yolumuzu değiştirdik bir yaz. tanışamadık ama, yolumuzu uzattığımıza çok memnun olduk. yol boyunca gördüğümüz manzara karşısında, her yarım saatte bir mola verip etrafı izlemekten kendimizi alamadık kaşık düşmanıyla.
link
link
link
link
18 Mayıs 2010 Salı
we rock
buraya sevdiğim türküleri koyuyorum, konsept öyle ama, aynı zamanda eski -çok eski değil- bir rock ve metal sever olarak bu adamın sesine ve müziğine hayrandım. ölmüş. ronnie james dio.
10 Mayıs 2010 Pazartesi
5 Mayıs 2010 Çarşamba
akşama geleceğim
bugün hanımla beynelmilel'i izledik. bilmiyorum kaçıncı oldu. bu türküyü izlerken ikimizin de ağızları şöyle kulaklara doğru bir yayıldı.
* filmin fragmanı için buradan
* filmin fragmanı için buradan
3 Mayıs 2010 Pazartesi
1 Mayıs 2010 Cumartesi
ne ağlarsın benim zülfü siyahım
aşık daimi'nin en güzel türkülerinden biri. öldürülen oğlunun arkasından yaktığı söyleniyor.
sezen aksu'da fena söylemiyor.
sezen aksu'da fena söylemiyor.
daimi
aşık daimi istanbul doğumlu erzincanlı bir alevi. harika deyişleri ve türküleri var. bir başka güzel adamın, davut sulari'nin çırağıydı.
aşağıdaki iki deyişinin ezgileri -girişleri hariç- ortak, sözlerinde biraz farklılık var, fakat ikisinin de sözleri acayip güzel.
aşağıdaki iki deyişinin ezgileri -girişleri hariç- ortak, sözlerinde biraz farklılık var, fakat ikisinin de sözleri acayip güzel.
29 Nisan 2010 Perşembe
seher yeli nazlı yare
"kul ahmet"
beni bu müziklere çeken şeylerden biri de bu, kullanılan isimlerin, edilen cümlelerin sadeliği, güzelliği. kul ahmet. kul himmet. kul hakkı. ne kadar sade, ne kadar içi dolu. ne kadar kendini bilen. ne kadar gösterişten uzak. ne kadar naif.
* sümeyra çakır'dan dinlemek isterseniz buradan.
beni bu müziklere çeken şeylerden biri de bu, kullanılan isimlerin, edilen cümlelerin sadeliği, güzelliği. kul ahmet. kul himmet. kul hakkı. ne kadar sade, ne kadar içi dolu. ne kadar kendini bilen. ne kadar gösterişten uzak. ne kadar naif.
* sümeyra çakır'dan dinlemek isterseniz buradan.
27 Nisan 2010 Salı
a tribute to aşık veysel
türkü seven adam diğer müzikleri dinlemez diye bir kaide yok değil mi?
aşık veysel'den koyacaklarımı çıkartırken, joe satriani'nin professor satchafunkilus and the musterion of rock albümünde 2 şarkıyı veysel'e ihtaf ettiğini not almışım. bir tanesi özellikle hoşuma gitti. ah gençlik geçti gençlik diyeceğim de, bu satriani hep aynı lezzeti vermeyi becerebiliyor. bir de malmsteen var dı. bir de... neyse.
aşık veysel'den koyacaklarımı çıkartırken, joe satriani'nin professor satchafunkilus and the musterion of rock albümünde 2 şarkıyı veysel'e ihtaf ettiğini not almışım. bir tanesi özellikle hoşuma gitti. ah gençlik geçti gençlik diyeceğim de, bu satriani hep aynı lezzeti vermeyi becerebiliyor. bir de malmsteen var dı. bir de... neyse.
24 Nisan 2010 Cumartesi
baba bugün dağda duman yeri var
urfa diyarbakır yöresinin türküleri icra edilirken kullanılan enstrümanlar genelde ince saz tabir edilenlerden, keman var, kanun var, cümbüş var. ezgisi, yapısı kendine has türküler. celal güzelses öleli 50 seneyi geçti ama, o yörenin türkülerini bu kadar güzel yorumlayan bir ikinci adam daha gelemedi. bir de kazancı bedih var.
etiketler
celal güzelses,
diyarbakır,
güneydoğu anadolu,
uzun hava
23 Nisan 2010 Cuma
sobalarında kuru meşe
ben egeliyim demiş miydim daha önce? özay gönlüm de hemşerim sayılır.
"gar mı yağıbba yaren gümenin dağına efem"
yağıbba, gidipba, gelipba, denizli tavas acıpayam muğla yöresinin -egenin başka yerlerinde de vardır belki- klasik yerel laflarından. bir de bunların "yağıp batırı", "gelip batırı" versiyonları var. işin ilginci, ne zaman memlekete gitsem, saniyesinde benim dilim de dönüveriyor yerel şiveye;
- nişiyonuz?
- nişiyem! oturup batırız.
:)
"gar mı yağıbba yaren gümenin dağına efem"
yağıbba, gidipba, gelipba, denizli tavas acıpayam muğla yöresinin -egenin başka yerlerinde de vardır belki- klasik yerel laflarından. bir de bunların "yağıp batırı", "gelip batırı" versiyonları var. işin ilginci, ne zaman memlekete gitsem, saniyesinde benim dilim de dönüveriyor yerel şiveye;
- nişiyonuz?
- nişiyem! oturup batırız.
:)
22 Nisan 2010 Perşembe
tutam yar elinden
katre'ye koyacaklarımı seçerken geçirdiğim vakit bana büyük bir keyif veriyor. dinleniyorum, hayran oluyorum, vay be diyorum, güzel sesi varmış diyorum, böyle de çalınır mı diyorum, ne okumuş ama diyorum...bazen de, seçemiyorum. sevdiğim bir türküyü iyi okuyan bir amatörden dinlemeyi, profesyonel kayıtlı, cızırtısız hatasız notalara tercih ediyorum genelde. öyle hoşuma gidiyor.
türkü çok hoş da, ben hangisini koyacağıma karar veremedim.
türkü çok hoş da, ben hangisini koyacağıma karar veremedim.
mecnunum leylamı gördüm
ali izzet özkan'ın adını belki yeni nesil duymamıştır. aşık veysel'le aynı dönemde yaşadı. bir dönem politik türküler de yaptı. kendisinin yaktığı çok güzel türküleri var, bu da onlardan biri. hem kendi sesinden, hem de erkan oğur'dan koyayım.
sözlerin güzelliğine hayran olmamak elde değil.
* türküler bu ve bu albümden.
sözlerin güzelliğine hayran olmamak elde değil.
* türküler bu ve bu albümden.
20 Nisan 2010 Salı
gönül gurbet ele varma
gönül gurbet ele varma,
ya gelinir ya gelinmez
her güzele meyil verme
ya sevilir, ya sevilmez.
seviyorum bu türküyü çok. söyleyenin hürmetine, çalana az katlandım.
ya gelinir ya gelinmez
her güzele meyil verme
ya sevilir, ya sevilmez.
seviyorum bu türküyü çok. söyleyenin hürmetine, çalana az katlandım.
12 Nisan 2010 Pazartesi
dadaloğlu
ermeni toto karaca'dan doğma, azeri mehmet karaca'dan olma, muhtar cem karaca. senin gibi güçlü ses daha gelmedi bu memlekete.
kaç kere dinlediysem seni hala bıkmadım. "tek çizgili pijama" gibi adamım derdin, "bana bir imzalı kasetini hediye eder misin cem abi" diyen bakkala, "sen bana imzalı bir sana yağı hediye etsene" diye cevap verdiydin. çok özledim yahu seni.
kaç kere dinlediysem seni hala bıkmadım. "tek çizgili pijama" gibi adamım derdin, "bana bir imzalı kasetini hediye eder misin cem abi" diyen bakkala, "sen bana imzalı bir sana yağı hediye etsene" diye cevap verdiydin. çok özledim yahu seni.
tamirci çırağı
bir zamanların hit cem karaca şarkısı. 90'ların odtü'süne konser için geldiğinde, stadyumda herkes tek bir ağızdan bunu söylemişti. odtü'nün o stadının merdivenlerine uzaktan bakıldığında, kocaman bir "devrim" yazısı okunur, bir türlü çıkmayan, kim, nasıl yazdıysa artık.
11 Nisan 2010 Pazar
gastarbeiter
"gastarbeiter" almanya'da geçici olarak çalışan yabancı işçilere verilen isim. bu parçanın bir kısmı "almancılar" isimli şarkıya da benziyor.
10 Nisan 2010 Cumartesi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
