6 Kasım 2013 Çarşamba
yıldızların altında
şu hatun gibi 100 tane insanı her ülkeye salıcan, bak dünya nasıl çiçek gibi bir yer oluyor.
13 Temmuz 2013 Cumartesi
deryada deryalıklar
* aynı ezginin başka bir versiyonunu 3 yıl önce de koymuşum. dinlemeden geçmeyiniz. çok güzel be yav!
4 Temmuz 2013 Perşembe
yağmur yağar
* ben bunları koyuyorum koyuyorum uçuyor. çok sinir bozucu.
* bencileyin de bunu söylemeyi pek severim!
19 Haziran 2013 Çarşamba
2 Haziran 2013 Pazar
gezi
gezi parkının kaşık düşmanıyla ilk buluştuğumuz yer olmasının dışında yeni bir anlamı var artık benim için. bir taraftan içimde öfke ve üzüntü, diğer taraftan umut! üzerine ölü toprağı serpilmiş gibi duran sessiz fakat çoğunluk olduğuna inandığım insanlar, "yeter artık ulan" noktasına geldi. onu gördüm, umutlandım. biz bu ampül kafalıları haketmiyoruz!
biber gazını da yedik ya la!
biber gazını da yedik ya la!
26 Mayıs 2013 Pazar
25 Mayıs 2013 Cumartesi
29 Nisan 2013 Pazartesi
19 Ocak 2013 Cumartesi
bavul meselesi
bir baba ve eş olarak, bavul konumumu uzun süredir kabullenmiş idim.
tatile veya eğlenmeye nereye gidileceği konusunda genellikle fikrim sorulurmuş gibi yapılır, ama dinlenmez. kaşık düşmanı bana güya "alternatifler" gösterir, şurası şöyle güzelmiş burası böyle iyiymiş der, benim tercihimi gene güya sorarmış gibi yapar, kendisinin veya oğlanın gitmek istediği yeri "aslında benim de gitmek istediğim yer orasıymış gibi" sunar, ve bir şekilde "oraya" gidilir.
baktım ben ne desem nasıl olsa dinlenmiyor, "gürültülü yere gitmem", "kalabalık ve patırtı olmayacak", "çok kalabalık gidilmeyecek", "gidilirse hazzetmediğim tiplerle gidilmeyecek","tatilde alışveriş için orası burası gezmem, kendin yaparsın" falan gibi bir kaç basit kural koydum, ve "nereye gidilecek, kiminle gidilecek, ne zaman gidilecek" işini hatun'a havale ettim, ve rahata erdim.
tatile nereye ve ne zaman çıkacağımız, yemeğe çıkacaksak ne tür bir yere kimlerle gidileceği bilgisi bana makul bir süre öncesinde kaşık düşmanı tarafından (kısaca "ma'kam diyelim) "tebliğ" ediliyor. ben de huysuzluğum üstümde değilse verilen talimata genellikle uyuyorum.
bavul konumu ise şöyle bir konum; tatile gidilecek yer bana tebliğ edilmiş olur, bavullar hazırlanır, ben bavulları arabaya taşırım, bavulları varacağımız yere vardıktan sonra arabadan indiririm, kalınacak yere çıkartırım, ne kadar kalınacaksa kalınılır, bavulları tekrar arabaya taşırım, eve gelince çıkartırım falan. arada görebileceğim kadar yeri gördüysem görmüşümdür, bavullarla birlikte geri getirilirim.
tatil için denize kenarı bir yere gidildiyse, havlusundan çantasına paletinden simitine ne kadar eşya varsa her sabah ve her akşam bunları odadan sahile (veya havuza), sahilden de gerisin geri odaya taşırım.
yani bavuldan az biraz daha şereflice bir konum. fakat hiç değilse sağlam. diyordum.
(bavul sayısının gidilecek yerin uzaklığından veya kalınacak sürenin uzunluğundan tamamen bağımsız ve sabit olduğu da gözlemlerim arasında. 2 günlük tatile de 10 günlük tatile de biz fikis menü 4 bavulla gidiyoruz. dönüşte -alışveriş neticesi- bu 4 bavula birkaç bavul daha ekleniyor, onları taşımak görevi de haliyle gene bana düşüyor.)
lakin son "kısacık" tatilden sonra içime bir kurt düştü. uçakla gittik, bavulları taşıma görevimi layıkıyla yerine getirip otel odasına kadar çıkarttım, bir de baktık ki bavullardan biri bir şekilde yamulmuş ezilmiş, bir türlü açılmıyor. tipik mühendis yaklaşımımla "şuna iki tane şurasından vursam açılır bu" dedim, ve başardım da. bavul açılmasına açıldı ama, bu sefer de kapanmıyor. karşılıklı denk gelmesi gereken kilit yerleri denk gelmiyor bir türlü. "şuna iki tane vursam" diyecek oldum, kaşık düşmanı "bırak bırak" dedi, gitti otelin karşısındaki bir yerden samsonayt marka bir bavulu satın aldı geldi. "bunu ne yapacağız peki" dedim, "otelde bırakırız, kullanılmaz bu artık" dedi.
bir haftafır aklıma takıldı. kırk yaşıma geldim, hadi şasi sağlam belki ama, kaportada mebzul miktarda çizik ve ezikler var. kaşık düşmanının iki kilidi karşılıklı denk gelmedi diye yepisyeni bavulu otel odasında öylece bırakıvermesi dokundu bana. düşünüp duruyorum. bavul konumumdan daha sağlam bir konuma terfi etmem lazım, ama ne konumuna henüz bulabilmiş değilim.
tatile veya eğlenmeye nereye gidileceği konusunda genellikle fikrim sorulurmuş gibi yapılır, ama dinlenmez. kaşık düşmanı bana güya "alternatifler" gösterir, şurası şöyle güzelmiş burası böyle iyiymiş der, benim tercihimi gene güya sorarmış gibi yapar, kendisinin veya oğlanın gitmek istediği yeri "aslında benim de gitmek istediğim yer orasıymış gibi" sunar, ve bir şekilde "oraya" gidilir.
baktım ben ne desem nasıl olsa dinlenmiyor, "gürültülü yere gitmem", "kalabalık ve patırtı olmayacak", "çok kalabalık gidilmeyecek", "gidilirse hazzetmediğim tiplerle gidilmeyecek","tatilde alışveriş için orası burası gezmem, kendin yaparsın" falan gibi bir kaç basit kural koydum, ve "nereye gidilecek, kiminle gidilecek, ne zaman gidilecek" işini hatun'a havale ettim, ve rahata erdim.
tatile nereye ve ne zaman çıkacağımız, yemeğe çıkacaksak ne tür bir yere kimlerle gidileceği bilgisi bana makul bir süre öncesinde kaşık düşmanı tarafından (kısaca "ma'kam diyelim) "tebliğ" ediliyor. ben de huysuzluğum üstümde değilse verilen talimata genellikle uyuyorum.
bavul konumu ise şöyle bir konum; tatile gidilecek yer bana tebliğ edilmiş olur, bavullar hazırlanır, ben bavulları arabaya taşırım, bavulları varacağımız yere vardıktan sonra arabadan indiririm, kalınacak yere çıkartırım, ne kadar kalınacaksa kalınılır, bavulları tekrar arabaya taşırım, eve gelince çıkartırım falan. arada görebileceğim kadar yeri gördüysem görmüşümdür, bavullarla birlikte geri getirilirim.
tatil için denize kenarı bir yere gidildiyse, havlusundan çantasına paletinden simitine ne kadar eşya varsa her sabah ve her akşam bunları odadan sahile (veya havuza), sahilden de gerisin geri odaya taşırım.
yani bavuldan az biraz daha şereflice bir konum. fakat hiç değilse sağlam. diyordum.
(bavul sayısının gidilecek yerin uzaklığından veya kalınacak sürenin uzunluğundan tamamen bağımsız ve sabit olduğu da gözlemlerim arasında. 2 günlük tatile de 10 günlük tatile de biz fikis menü 4 bavulla gidiyoruz. dönüşte -alışveriş neticesi- bu 4 bavula birkaç bavul daha ekleniyor, onları taşımak görevi de haliyle gene bana düşüyor.)
lakin son "kısacık" tatilden sonra içime bir kurt düştü. uçakla gittik, bavulları taşıma görevimi layıkıyla yerine getirip otel odasına kadar çıkarttım, bir de baktık ki bavullardan biri bir şekilde yamulmuş ezilmiş, bir türlü açılmıyor. tipik mühendis yaklaşımımla "şuna iki tane şurasından vursam açılır bu" dedim, ve başardım da. bavul açılmasına açıldı ama, bu sefer de kapanmıyor. karşılıklı denk gelmesi gereken kilit yerleri denk gelmiyor bir türlü. "şuna iki tane vursam" diyecek oldum, kaşık düşmanı "bırak bırak" dedi, gitti otelin karşısındaki bir yerden samsonayt marka bir bavulu satın aldı geldi. "bunu ne yapacağız peki" dedim, "otelde bırakırız, kullanılmaz bu artık" dedi.
bir haftafır aklıma takıldı. kırk yaşıma geldim, hadi şasi sağlam belki ama, kaportada mebzul miktarda çizik ve ezikler var. kaşık düşmanının iki kilidi karşılıklı denk gelmedi diye yepisyeni bavulu otel odasında öylece bırakıvermesi dokundu bana. düşünüp duruyorum. bavul konumumdan daha sağlam bir konuma terfi etmem lazım, ama ne konumuna henüz bulabilmiş değilim.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



her türkümde yaksam adını üzerine / if i would sing all my songs for your name
her sabah şakırım gülüm /i would warble every morning, my rose
gülüm ninna ni na nay
ben bir martı olsam uçsam denizlere / if i were a seagull flying towards the seas
rüzgarlara açsam giderim sehere / if i open my wings, i would go to dawn
her kanadımı çarpışta, / on every beat of my wings
gülüm ninna ne na nay
baba zula ve brenna mccrimmon.