karadeniz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
karadeniz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
29 Nisan 2013 Pazartesi
11 Ekim 2011 Salı
monika
karedeniza bir kere gittim, yani uzun uzun gezmek amacıyla bir kez gittim. yıllaar önce, yani ozon tabakasının delindiğinden haberimizin henüz olmadığı yıllarla aşağı yukarı aynı dönemde, sonrasında öğrenip de "yahu delinmiş işte basbaya" diye çok umurumuzdaymış gibi yaptığımız dönemden bir kaç yıl önce, yani şimdi deldiysek gelecek nesillere nasıl bir gökyüzü bıraktığımızı hemen hiç kimsenin aklına bile getirmediği dönemden çoook önce, kaşık düşmanı ilen birlikte gitti idik.
safranbolu'dan sonra, "yahu ne olacak, sahilden geze geze gideriz" deyip sahil yoluna kırdık, rize'ye varmamız bir hafta sürdü arabayla. tek tek anlatsam bitiremem, ki uzun yazmamaya çalışıyorum, yoksa güreş tefrikası gibi uzatmak konusunda mahirimdir (diğer tüm konulardaki mahirsizliğimin aksine)...
sahil yoluna indikten sonraki ilk birkaç saatte, "ne güzel koymuş burası, dur bir bakalım" dediğimiz her koyda önce durduk, sonra baktık ki durulacak güzel koy sayısı bizim tahminimizin ötesinde, hepsine göz ucuyla baka baka gittik.
görele'de ilk pidemizi yedik. önümüze gelen pidelerin üzerinde "1 parmak", 1 parmak dediysem hakikaten 1 parmak, tereyağı vardı. "abi sen bunun yağını biraz alıversen, bize çok gelir, biz alışık değiliz bu kadar yağa" falan dedik, adam bize "halis tereyağı bu" diyerek bozuldu. gezi boyunca ısmarladığımız tüm pideleri, "yağsız olsun lütfen" ısrarlı notuyla ilettiysek de, o bir parmağı ancak mek parmağa kadar düşürebildik. karadenizde, kızartılarak ya da pişirilerek (fırınlanan) hazırlanan herşeyde, tereyağın bir olmazsa olmaz olduğuna aymamız çok uzun sürmedi. 1 senede yediğimiz tereyağını takriba 1 haftada tüketmişizdir.
sinop, ordu, giresun'u kısaca şöyle geçeyim; yol üzerinde yeşil fındık, yani yaprakları henüz üzerinde olan kurutulmamış fındık satanlardan, arabada kucağımızdaki fındık stoğu tükendikçe aldık. hatun kırdı, ben yedim (arabayı kullanan ben olduğumdan).
sudan bol birşey olmayınca balık deyince karadenizli alabalık anlıyor (hamsi haricinde) biz onu anladık. tatlı suyun aktığı her bir yerin kenarında bir "tereyağda alabalık" pişiren adamlar var. mebzul miktarda yedik.
en keyifli vakti trabizon rize arasında geçirdik galiba.
sümela'yı görünce insanların orayı nasıl yaptığına hayret ettik.
fırtına deresi dedikleri yerde suyun çağıltısına hayran olduk.
ne köydü adını unuttum, kaşık düşmanına sormam lazım, köyün birine sırf sütlacı güzeldir dediler diye gittik. hakikaten süperdi.
zigana'ya varmadan derme çatma ahşap kulubelerden yapılmış "zigana tatil köyü"'nde kaldık. tahtakurularınca ısırıldık.
uzungöl'ün kenarındaki "tatil köyünde" yemek yedik ve konakladık. restorandaki garsonlar önce servis yaptılar. herkes yemeğini bitirince bir de horon teptiler. garsonlardan biri, "abi bize hem garsonluk yaptırıyorlar, bitince de oynatıyorlar" diye şikayet etti, çok güldük. daha da ilginci, kaldığımız odada "odalar ses geçirir" gibilerinden bir uyarı tabelası vardı, "ne sesi" diye düşünmeden edemedik, uslu uslu uyuduk.
herkes ayder yaylasını biliyor, ama onun ötesinde iki tane daha yayla var; birisi aşağı kavron, diğeri(si) yukarı kavron. tanımdan açık olacağı üzere, yukarı kavron daha yüksekte. ayder'de, evinin odalarını kiralayan bir haminnenin evinde kaldık. kadın konuşmaya başlıyor, sonra konuşmasının ana temasını unutup başka şeyler anlatıyor, sonra şans eseri denk gelirse başladığı konuya geri gelip konuşmasını tamamlıyordu. ses etmeden, ama sıklıka için için gülerek (şiveden dolayı) kendisini dinledik. kahvaltılarda bol bol bal, kaymak ve tereyağ (sürpriz olmasa gerek) yedik.
kavron yaylalarına gitmek için, ayder'in biraz ötesinde, artık arabayla daha ileriye gidemeyiz herhalde diye düşündüğümüz noktada arabayı bıraktık, sırt çantalarımızı aldık, yürüdük. gidiş geliş toplam 26 kilometre. yürüdük. yürürken yanımızdan bir kaç tane minibüs geçti. geçen minibüslerden birinin ön camında "karadeniz üniversitesi dağcılık kulübü" yazıyordu, onlar da utanmadan yanımızdan geçip gittiler. aynı "dağcılık" ekibini, 3-4 saat sonra yukarı kavron'a varmadan önce kaçkar'lara çıkmak üzere hazırlık yaparken bulduk. (o kadar yükseğe çıktıktan sonra kaçkarlar bir tepe endamındaydı sadece). yukarı kavron'a vardığımızda görüş mesafesi 10 metre bile yoktu, hiçbir şey göremedik. üzerimizde kabanlarımız (yaz mevsimi idi) ile bir çay içtik, ve geri döndük. dönerken sis biraz dağıldı, bol bol fotoğraf çektik.
yazının başlığı olan "monika", dönüş yolunda fotoğrafını çektiğimiz, süslü mü süslü, boynunda büyüğünden bir çıngırak asılı olan, kocaman bir inekti. fotosunu bulur bulmaz ekleştireceğim.
ertesi gün uyandığımızda bacaklarımızın her santimi ağrıyordu. doğru düzgün yürüyemedik bir kaç gün.
ama çok eğlendik be yav!
10 Ekim 2011 Pazartesi
asker ettiler beni
* son iki türkü, kalan müzik'ten çıkan "asker türküleri" albümünden. bir iki tane daha koyarım belki
4 Ekim 2011 Salı
16 Eylül 2011 Cuma
31 Ocak 2011 Pazartesi
el vurup yaremi incitme tabib
"el vurup yaremi incitme tabip
bilmem sıhhat bulmaz hicraneler var
dert vurup da yarem eylersin derman
her can kabul etmez viraneler var..."
sözlere bakıyorum, bakıyorum, yazabiliyorum dememek gerekir diye düşünüyorum.
30 Ocak 2011 Pazar
31 Ekim 2010 Pazar
26 Eylül 2010 Pazar
anadolunun kayıp şarkıları
şimdi yazmaya kalksam, epey birşey yazarım ben buna. hem de öyle çok yazarım ki, o kadar olur. ermeni ezgisi sarstı, kabak kemane öldürdü, karadenizli haminneler güldürdü.
kurgu/düzenleme olarak daha iyi olabilirdi bazı yerleri, ama gene de seveni için güzel bir çalışma olmuş.
kurgu/düzenleme olarak daha iyi olabilirdi bazı yerleri, ama gene de seveni için güzel bir çalışma olmuş.
etiketler
akdeniz,
doğu anadolu,
ege,
güneydoğu anadolu,
iç anadolu,
karadeniz,
marmara
16 Eylül 2010 Perşembe
bazsarózsa & dağlarda kar sesi var
biri macar türküsü diğeri karadeniz türküsü. ikisinin de ezgileri aynı. bir de çift jandarma var. gerçi çift jandarma ile dağlarda kar sesi var (bu sesi mi yoksa sisi mi olacak acaba, sesi diye söylüyorlar ama bana sisi gibi geliyor, neyse) aynı yöreye ait olduklarından aynı ezgiye farklı sözler yakılması normal. fakat diğeri ne kardeşim? macaristan nire, artvin nire.
* bazsarózsa ne demekmiş diye baktım; şakayık demekmiş.
* güzel adamların erken ölmesi ne kötü
* macar albümü indirmek isteyenler buradan
* bazsarózsa ne demekmiş diye baktım; şakayık demekmiş.
* güzel adamların erken ölmesi ne kötü
* macar albümü indirmek isteyenler buradan
30 Haziran 2010 Çarşamba
9 Nisan 2010 Cuma
4 Nisan 2010 Pazar
30 Mart 2010 Salı
27 Mart 2010 Cumartesi
23 Mart 2010 Salı
11 Şubat 2010 Perşembe
tiridine tiridine bandım
:) benim bildiğim sözleri en garip türkü bu. öküz torbadan düşüyor, manda yuva yapıyor söğut dalına, yavrusunu sinek kapıyor, müezzin minareden düşüyor. kastamonu türküsü.
Zehra Bilir - sen bu yaylaları yaylayamazsın
zehra bilir eskinin güzel sesli sanatçılarından. okuduğu her türküyü o yörenin şivesine uygun söyleyen bir kadın. sesi de çok hoştur. koyduğum örnekleri dinlerseniz siz de bana hak verirsiniz sanırım. malatya arapgirli, 2007 yılında göçtü gitti. wiki'deki nota bakılacak olursa gerçek adı eliz surhantakyan'mış. bu türküyü mutlaka duymuşsunuzdur. güzel bir trabzon türküsü
7 Kasım 2009 Cumartesi
3 Kasım 2009 Salı
Talip Özkan - Düz Horon
Talip Özkan eskinin büyük ustalarından. Birçok türkünün derlenip notaya geçirilmesinde, özellikle de ege türkülerinin, denizli acıpayam'lıdır kendisi, katkısı olmuştur. Eskinin derken notumu da düşeyim, Talip Özkan bir bağlama üstadı olarak bilinir, fakat şimdi yaşı epeyce ilerlediğinden çalışında eski tadı bulmak haliyle zor.
Uzunca bir süredir Fransa'da yaşıyor. Türkiye'de bir tek kalan müzikten çıkan albümü var, bir de sağda solda kaydedilmiş kayıtlarını buldum. Yurtdışında yaptığı kayıtları var deniyor, ben bulamadım malesef.
Kendisiyle tanışamadım ama tanıyan bir kaç müzisyen "çok çapkın" olduğundan bahsetti. Fransız kızlara bayılmışmış üstad. türkiye'deyken de birkaç vakıası olmuş dediklerine göre.
Düz Horon, karadeniz müziği bildiğiniz üzre. Talip Özkan bunu seneler önce bağlamaya uyarlamış. İlk dinlediğimde hoşuma gitmişti, siz de duyun istedim.

Uzunca bir süredir Fransa'da yaşıyor. Türkiye'de bir tek kalan müzikten çıkan albümü var, bir de sağda solda kaydedilmiş kayıtlarını buldum. Yurtdışında yaptığı kayıtları var deniyor, ben bulamadım malesef.
Kendisiyle tanışamadım ama tanıyan bir kaç müzisyen "çok çapkın" olduğundan bahsetti. Fransız kızlara bayılmışmış üstad. türkiye'deyken de birkaç vakıası olmuş dediklerine göre.
Düz Horon, karadeniz müziği bildiğiniz üzre. Talip Özkan bunu seneler önce bağlamaya uyarlamış. İlk dinlediğimde hoşuma gitmişti, siz de duyun istedim.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


